3 yanıt
  1. 2
    İbrahim Kaya
    Ünvan yok · 4 ay önce

    Gazzali'nin eleştirileri özellikle dönemin önde gelen islam filozoflarından Farabi ve İbn-i Sina'yı hedef almaktaydı. İslam felsefe dünyası Aristocu ve Eflatuncu etkilere en başından beri çok kapılmıştı ve varılan bazı sonuçlar en azından Kur'an'ın zahiriyle çelişki oluşturuyordu. Gazzali'nin bu çıkışı bence bir "akıllı olun" ve "kendinize gelin" uyarısıydı.

    Gazzali Tehafütü'l Felasife (Filozofların Tutarsızlığı) isimli eserinde 20'nin üzerinde konuda filozoflarla tartışmış ve onları üç konuda küfür ile suçlamıştır. Bu konular şunlardır:

    1. Filozofların evrenin ezeli olduğunu söylemeleri,
    2. Allah'ın küllileri bildiğini fakat cüz'ileri bilmediğini söylemeleri,
    3. Ahiret hayatının cismani değil ruhani olduğunu söylemeleri.

    Bu üç başlık hem felsefi hem ilmi çevrelerce hala daha çeşitli vesilelerle gündeme gelmektedir. Hatırlayın Abdülaziz Bayındır hoca bir süre önce Kur'an ayetlerine referansla Allah'ın geleceği tümüyle bilmediğini iddia etmişti ve onu da dinen linç etmişlerdi.

    Öncelikle bu tür konuların sağlıklı tartışılabilmesi adına bu medyatik tekfir zihniyetinden kurtulunması ve tüm eleştirilerin ilmi düzlemde yapılması gerektiğini düşünmekteyim.

    Gelelim tekrar konuya. Bu üç konu kendi içinde uzun uzun tartışılabilir. Fakat Gazzali'nin eleştirilerinin (bence) haklılığını biraz ortaya koyabilmek adına üçüncü maddeyi biraz açmak istiyorum.

    Ahiret hayatının cismani mi yoksa ruhani mi olduğu meselesi

    Gazzali'nin eleştirdiği filozoflar ahiret hayatının cismani değil ruhani olacağını iddia ediyorlardı. Bu düşüncelerini "avam soyuttan anlamaz ve anlatmak için somut tasvirler gerekir" düşüncesine dayandırıyorlardı. Yani kutsal kitaplarda yapılan cennet ve cehennem, ırmaklar, bahçeler, ateş ve benzeri tasvirler hep avama soyut bir şeyi anlatmak üzere yapılmıştır, demişlerdir.

    Bu eğilim bir çok filozofta da görülmektedir. (http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14393/es...)

    Fakat bu fikirler Kur'an'daki ifadelerle açık bir şekilde çelişiyordu. Dolayısıyla Gazzali bu zanlarında ısrar edenleri küfür ile suçlamıştır.

    *

    Eflatuncu anlayışa göre ruh mahiyeten maddeden üstündü. Eflatun felsefesi ekolünden gelen bu filozofların da bu görüşte bu kadar ısrar etmelerinin asıl sebebi bence budur. Bu fikri desteklemek için "Allah somut şeyler üzerinden soyut olan ahiret hayatını tanıtmaktadır" düşüncesine sığınmışlardır. Halbuki Kur'an'daki tutum daha çok bildiğimiz somut şeyler üzerinden henüz bilmediğimiz bir somut gerçekliği anlatmaya yakındır.

    Örneğin aşağıdaki Kur'an pasajına göz atalım:

    "..Ve önde olanlar da öndedir. Onlar yaklaştırılanlardır, Naim Cennetlerinde. Çoğu öncekilerden, ve birazı da sonrakilerden. İşlenmiş tahtlar üzerinde, üstlerinde karşı karşıya kurulmuşlar: Gençler dolaşır etraflarında sürekli, pınardan doldurulmuş kaseler, ibrikler ve kadehler ile. Ne başları ağırır ne de sarhoş olurlar. Ve arzu ettikleri meyveler, ve canlarının çektiği kuş etleri, ve tertemiz gözler, saklı inciler gibi. Yapmış olduklarına karşılık olarak. Orada ne boş ne de günaha sokan bir söz işitirler; sadece ‘selâm selâm’ denir." Vakıa sûresi : 15-26

    Çizilen tablo oldukça somut. Tahtların işlenmesinden, içilecek olan içkilerin sarhoş etmemesinden, meyvelerden ve kuş etlerinden bahsediliyor. Bu onlarca tasvirden yalnızca biri.

    "Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilmez." Secde : 17

    Bu ise yine de ahirette neyle karşılaşacağımızı tam olarak bilmediğimizi ortaya koyuyor.

    "İman edenlere ve iyilikler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetleri müjdele! Onun ürünlerinden her rızıklandırılışlarında “bu önceden rızıklandırıldığımız ve benzeri verilen şeydir” diyecekler, ve onlar için orada tertemiz eşler de var ve orada süreklidirler." Bakara : 25

    Bu ayet ise ahiret hayatının bu dünyada bize verilene benzediğinden bahsediyor.

    Bu ve bunun gibi daha onlarca ayet ahiret hayatının somut gerçekliğinden söz etmektedir. Yine onlarca ayette diriliş günü et ve kemiklerin toplanacağı ve parmak ucuna kadar tekrar şekillendirileceğinden bahsedilmektedir.

    Bu noktada filozofların şahsi felsefi fikirlerinden başka hiçbir dayanakları yoktur ve bu zannı hakikat gibi yansıtmak istemeleri onları Kur'an'la karşı karşıya getirmektedir. Bu onların kafir olduğu göstermese bile Gazzali'nin eleştirilerinde haklılık olduğunu göstermeye sanırım yeterlidir.

  2. 1
    Ferhat Aktas
    Ünvan yok · 3 ay önce

    Ben daha da temele gidip cennetin sadece bir varsayım yada insanları harekete geçirip gudulemek için bir araç olarak kullanıldığı kanısındayım...tabii ki insanlari savaşa sürüklemek ve kendi amaçları doğrultusunda motive etmek için bir cennet tasviri gerekiyordu.Bu cennet tasviri nin ise soyut değil elle tutulur somut ogelerden müteşekkil olması gerekiyordu.

    Kaldı ki kurandaki cennet tasvirleri bize bir insanın özlemini ve hayal dünyasını yansıtır ancak bu insan bir kadın değil erkektir.Yani kuranı kim yazmışsa erkeğin penceresinden bakmaktadır.Ayrica yine cennet anlatılırken güneş ten gölgelik ten hurma ağacından sarhoş etmeyen şaraptan sütten baldan ırmaklar dan gözleri iri hurileri den bahsediliyor...bütün bunlara bakınca bir insanın daha çok çölde güneşin sıcağıyla kavrulan bir Arabin hayallerini rüyalarını görüyoruz...

    Gazali meselesine gelince...kendisi önceki filozofların felsefelerinin tutarsızlık barındırdığı anlatarak özgür düşüncenin sorgulamanın önünü kapatmıştır.Ondan sonra hiçbir kimse engin bir felsefi sorgulama işine girisememis küfre düşmekten korkmuştur...

    Yani gazali felsefeye sinir koyarak onun verimsiz kupkuru bir toprağa mahkum etmiştir.Zaten kendinden sonra gelen ibni rüşd un tüm mücadelesine rağmen islam dünyası felsefe aleminde bir daha söz sahibi olamamış o geniş felsefe okyanusundan geriye bir kuru dere kalmıştır

    1. 0
      Kur'an'ın erkek penceresinden bakılarak yazıldığı yorumuna katılmıyorum. Bu neredeyse tamamen bizim gelenekselleşmiş islam algımızla alakalı. Örneğin Kur'an'da "huri" diye iri gözlü kadınları ifade eden bir kavram yoktur. Huri'l-ıyn olarak geçer ve "terte...

      Kur'an'ın erkek penceresinden bakılarak yazıldığı yorumuna katılmıyorum. Bu neredeyse tamamen bizim gelenekselleşmiş islam algımızla alakalı. Örneğin Kur'an'da "huri" diye iri gözlü kadınları ifade eden bir kavram yoktur. Huri'l-ıyn olarak geçer ve "tertemiz gözler" veya "göz aydınlığı" gibi bir anlama gelir. Bu kelimenin kadınlıkla hiç bir alakası yoktur.